g ü z g ü n c e

geldim...

  Şimdi söze nasıl başlamalı bilmem ki. Hep bir şekilde yazmaya başlayınca arkasının geleceğine inanırdım. Oysa o bir şekildeler hiç bir zaman olmuyordu. Neden şimdi yazıp yazıp silmelerim.

Biraz cesaretim olsaydı keşke. Yazdıklarımın artık kendim dahil hiçkimse için bir anlamı olduğuna inanmıyorum. Kocaman bir anlamsızlığın ortasında neden peki bu aptal kelimeleri yazmak için uğraşmam. Henüz buna verecek hiçbir cevabım yok. Sadece yazmak istiyorum.

  Çocukken bana bir haksızlık yapıldığında kelimeler boğazıma düğümlenir ve tek kelime söz edemezdim. Sonradan hırçın biri olup çıktım ama... Her zaman  kelimelerin boğazımda tıkalı durduğunu hissettim. Genzim yanıyordu  ve ben  keçilere taş çıkartacak bir inatla susuyordum. Sustukça, susuzluğum artıyordu ve genzim daha fazla yanıyordu. Kelimeler hançer gibi batmaya başladı. Artık ne olacaksa olsundu ve bu günceyi yazdım. Geldim...

01:21 - 22/5/2007 - yorum {1} - yorum yaz

Kepez

Kepez
Ansızın bir karasu iner
Deniz fenerinin gözlerine
Fener kör olur
Ve ağır ağır uyanmaya başlar
Deniz dibinin devleri
Koç sürüsü dalgalar toslaşır gerine gerine
Ötede yıkkın bir balıkçı köyünün çiçeksiz evleri
Evler ki denizlerde olup bitenleri bilmez
Bense bu kaderi iyi bilirim
Benim adım Kepez

Yıldızlar olmadı mı, dolunay olmadı mı
Gökyüzü de kördür
Yüreğindeki kara bulutlar
Durmadan yıldırımlar kusar
Yorgun bir gemi oturur kayalara
Karışır birbirine dua ve küfür
Korkuysa şapkasını her zaman
Kapkara bir dala asar
Bir yosun tarlasında dinlenirken
Gördüm ölümü kaç kez
Selam verip geçti gülümseyerek
Ben korkusuz Kepez

Kaç sünger ve inci avcısının
Kanına girdi bu denizler
Kaç taze gelin ihtiyarladı
Bu ufuklara baka baka
Her sabah
Neşeli bir ıslık aydınlığına
Evden çıkıp gidenler
Ya döndüler ya da hiç dönmediler
Yaralı akşamlara
Yalnız kalmayınca aç kalmayınca
Oğlak, kuzu melemez
Ben ne dramlar yaşamamışımdır bu kıyıda
Ben Kepez

Mutlu insanlarda gördüm
Gelip kollarımın arasında sevişen
Ama uzun sürmedi
Şıngır mıngır kristal ömürleri
Ne çığlıklar işittim rüzgarlardan
Mevsim mevsim değişen
Hele de yitik ekmekler gibi ayrılık türküleri
Tedirgin martıların
Kanatları vururken gez
Ben dilsiz bir görgü tanığıyım
Benim adım Kepez

Gün kısalır,
Bir gece de değişir renk renk haritam
Gün uzar,
Sızlayan süslü bir göğüstür Tarih-i Kadim
Sırdır, ayıptır
Gördüklerimin hepsini anlatamam
Gemiler gelip geçerken
Kaç dilden hüzünlü şarkılar dinledim
Gül yanaklı, lale dudaklı
Ne güzeller gördüm gitti gelmez
Ben hep aynı yerde beklerim
Benim adım Kepez

Bazen denize küserde
Gökteki yıldızlarla konuşurum
Bazen gidemediğim yerleri okşamak isterim
Bulamam ellerimi
Ay doğarken başlar
En uzun süren sarhoşluğum
Asırlar kemirse de
Koparamazlar zincirlerimi
Kimse kirli ayaklarıyla
Üzerimi tepeleyemez
Ben beş vakit
Sabrın gül suyuyla yıkanırım
Benim adım Kepez


Bahaettin Karakoç

 

18:27 - 10/5/2007 - yorum {0} - yorum yaz

...

kapanması en zor gedikleri, insan en çok kendi yüreğinde açıyor...

 

 

18:09 - 9/5/2006 - yorum {0} - yorum yaz

DENİZ HUMMASI

Gene denizlere dönmeliyim, ıssız denize, semaya
Bütün istediğim bir gemi ve yolunu gösteren yıldız
Çark vursun, rüzgar söylesin, beyaz yelkenler çarpsın havaya
Ve denizde sisli bir fecir, bir fecir istediğim yalnız

 

Gene denizlere dömeliyim, dalgaların çağrışına
Öyle hoyrat, öyle saf bir çağrış ki karşı durulmaz buna
Bütün istediğim rüzgarlı bir gün, bulutların yarışı
Savrulan köpükler, serpintiler, martıların haykırışı

 

Gene denizlere dönmeliyim, serserilik hayatına
Martılarla, balinalarla o keskin rüzgarlı yollarda
Bütün istediğim yolculuğun sonunda bıkıncaya dek
Uyumak, rüya görmek ve bir gemici masalı dinlemek

JOHN MASEFIELD
Çeviri: Melih Cevdet Anday

01:26 - 3/3/2006 - yorum {3} - yorum yaz

ELAL

I

işte kapalı alnın

kaç güneştir bu hüzün tünelinde

kuş ölümleridir dökülen dudaklarından,

öyle mevsimlerde tozdun

ki görünmez oldu çehren kederden.

sen bir sözdün söylenirdin geri dururdu lisan

çağlayanlar başlardı çöller üstüne,

sen bir sözdün

bir yerin unutuldu yarım kaldık biz.

gün batınca değinilen bir renktir şimdi yüzün,

gün batınca senin alnın

hasırları beyhude arzulayan alnıma dayanmıştır,

ne toprakta ne yağmurda kalmıştır en küçük bir ihtiras,

perdeler

büyük bir unutkanlıkla örtülmüştür

gecenin suratına.

bir kuşluk vaktinde görüldüğün olur kâh

seni kanter içinde haber verirler

o kuşlar ki yüreklerinde

sabah çiğleri kadar

taze bir direnç yeşermektedir,

sevdaları teğet vurur gidersin sonra.

sular solar saatleri sara sarar sessiz bir

çağıltının işte o dem göğü tuttuğu vardır.

II

ey yüzü yüzümüzden gölgelenen sevgili

uykulara kırkikindi boşaltan rüzgâr,

ay yüzü yüzümüzle gölgelenen sevgili,

bir genç kız özeniyle giyinilen sabahlar

değmiş miydi sahiden buralara bir zaman,

yüreğini bedesten misali sen

geçmiş miydin şu yoldan açarak ışıldayarak?

ilan et

ayrıntı diye bir şey yoktur yaşamda,

hiçbir mevsim

sessiz bir kalbatışı değildir.

benim rika tanımayan gözlerim

yağmurların kaygısıyla kapanmakta

unutma.

yokuşlar hep yokuşlar haber yüklü gecedir,

bu sağnakta kaç köprünün sele gittiği vardır.

III

yine öyle bir sükût ol

bir depremin peşisıra ağar da

ve kimseler bilmesin

yüzümün bir yarısını kaç zaman

bir karanlık sokakta nasıl unuttuğumu.

 

Ebubekir Sifil

02:45 - 18/12/2005 - yorum {1} - yorum yaz

Son Sayfa Sonraki Sayfa


Tanım
kendi halinde...

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım

Son yazılar
- geldim...
- Kepez
- ...
- DENİZ HUMMASI
- ELAL
- Başlıksız
- Başlıksız
- Başlıksız

Arkadaşlarım